Sendikamızın 5. Olağan Genel Kurulu Ankara Kızılcahamam Çam Otelde “MUTLU EMEK BÜYÜK TÜRKİYE” temasıyla gerçekleştirildi. Katılımın yüksek olduğu, Divan Başkanlığını Sayın Agah KAFKAS’ın gerçekleştirdiği Genel Kurulumuza birçok sendika genel başkanı, siyasetçi ve bürokrat katıldı.
Genel Başkanımızın yeni yönetimi Genel Başkan Yardımcılarımız Emrah SAĞIR, Alper GÖKÇEK, Ramazan KAŞKAYA ve Ayşegül KAYA ÇAKIR oldu.
Genel Kurulumuzun açılış konuşmasını yapan Genel Sekreterimiz Seda ALTUN ÇETİN, “Sayın Genel Başkanım, Konfederasyonumuzun ve sendikalarımızın kıymetli yöneticileri, Siyasi partilerimizin ve kamu kurum ve kuruluşlarımızın değerli yöneticileri, Türkiye’nin dört bir yanından gelerek salonumuzu dolduran kıymetli delegelerimiz, işyeri temsilcilerimiz, değerli misafirlerimiz ve basın mensuplarımız, Öz Büro-İş Sendikamızın 5. Olağan Genel Kuruluna hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Şahsım ve sendikamız adına sizleri saygıyla, sevgiyle ve muhabbetle selamlıyorum. Bugün burada, emeğin, dayanışmanın ve örgütlü mücadelenin kutup yıldızı olan sendikamızın geleceğine hep birlikte yön vermek üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Kurulduğu günden bu yana emeğin onurunu ve çalışanların haklarını esas alan Öz Büro-İş Sendikamız, gücünü her zaman üyelerinden, teşkilatından, birlik ve beraberliğinden almıştır.
Bizler biliyoruz ki emeğin olmadığı yerde üretim, adaletin olmadığı yerde huzur, örgütlü mücadelenin olmadığı yerde güçlü bir çalışma hayatı mümkün değildir. Bir sendikayı güçlü kılan yalnızca üye sayısı değil, üyelerinin kendisini o sendikaya ait hissetmesidir. Değerli misafirlerimiz; Çalışma yaşamının önemli sınavlardan geçtiği bir dönemdeyiz. Hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki adaletsizlikler, çalışanların alım gücünün korunması, ağır vergi yükü, iş güvencesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi gibi pek çok konu, sendikal mücadelenin önemini her geçen gün daha da artırmaktadır. Böylesi bir dönemde sendikalara düşen, emek adına yeni haklar elde etmek, çalışanların refahını yükseltmek ve katkılar sunmaktır. Bu nedenle sendikal mücadelemizde dün olduğu gibi bugün de emeğin hakkını savunmaya, üyelerimizin kazanımlarını geliştirmeye ve çalışma hayatında adaletin güçlenmesi için sorumluluk üstlenmeye devam edeceğiz. İnanıyorum ki 5. Olağan Genel Kurulumuz da sendikamızın kurumsal yapısını daha ileriye taşıyacak, birlik ve beraberliğimizi güçlendirecek ve önümüzdeki dönemin yol haritasını belirleyecektir. Şimdiden genel kurulumuzda görev alacak tüm arkadaşlarımıza başarılar diliyor, sonuçların sendikamız ve çalışma hayatımız açısından hayırlı olmasını temenni ediyorum. Bu vesileyle sendikamızın bugünlere gelmesinde emeği bulunan tüm yöneticilerimize, temsilcilerimize ve üyelerimize teşekkür ediyor; genel kurulumuzun sendikamıza, HAK-İŞ camiamıza ve ülkemiz çalışma hayatına hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı
Yapılan seçim neticesinde büyük bir destekle Öz Büro İş Sendikamızın Genel Başkanlığına tekrar seçilen Genel Başkanımız Baki GÜLBABA sendikamızın yeni hedeflerini büyük bir sorumlulukla gerçekleştireceğini dile getirerek sözlerine şu şekilde devam etti;
“Hepinizi en içten duygularla selamlıyorum.
Bu selam emeğin selamı, Bu selam dostluk selamı, Bu selam mücadele selamı,
Günümüz kutlu olsun, genel kurulumuz hayırlı olsun, geleceğimiz aydınlık olsun.
Sendikamızın 5. Olağan Genel Kuruluna başarılar diliyorum.
Burada alacağımız kararların üyelerimiz başta olmak üzere, sendikamıza, emek hareketine hayırlar getirmesini temenni ediyor, tüm teşkilat kademelerimizi ve 5. Olağan genel kurulumuzu sevgiyle selamlıyorum.
Dört yıllık çalışma dönemimizi tamamladığımız bu süreçte, karşınıza büyük bir vicdan huzuruyla çıktığımızı bilmenizi istiyorum.
Üyelerimiz başta olmak üzere, emek adına ortaya koyduğumuz içtenlikli mücadele için bütün teşkilatımızı canı gönülden kutluyorum.
Her anı mücadele dolu bir dört yılı daha geride bıraktık.
Birlikte yürüdük, Birlikte direndik, Birlikte üzüldük, Birlikte öfkelendik.
Zor bir zamandı, Günleri günlere, Ayları aylara, Yılları yıllara katarak Soluksuz yaşadık adeta.
Yolumuz uzundu ama Hedefimiz netti
Emeğin çıkarı neyi gerektiriyorsa Bir an bile tereddüt etmeden Onu yaptık
Hiç eğilmedik
Hiç bükülmedik
Ve hiç vazgeçmedik
Bir gün ziyaret ettiğim Bir üst düzey yönetici Bana; "Baki Bey dost yüze söyler Ben de bir dostun olarak sana önemli bir şey söyleyeceğim" dedi.
Buyurun dedim, "lütfen söyleyin"
Ne diyecek diye de bayağı da merak ettim...
"Herkes sendika olarak sizi hep kavga eden olarak biliyor" dedi.
Kıymetli yöneticimize söyledim şimdi buradan da söylüyorum
Biz sendikayız.
Emeğe dost olan herkes dostumuz, Emeğe düşman olan herkes de hasmımızdır.
Öz Büro İş haksızlık karşısında susmaz, susmadı, susmayacak.
Yanlışa yanlış, doğruya doğru demenin ötesinde bir tavrımız olmaz.
Öz Büro İş, Türkiye sendikal hareketinin kutup yıldızıdır.
Sendikamıza gönül veren, emek veren, güç veren tüm teşkilatımızı bütün üyelerimizi en içten duygularla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
2026 yılında, Türkiye'de sendikal harekete baktığımızda iki boyut öne çıkmaktadır.
Bunlardan birisi örgütlenme konusunda ki ciddi engeller, ikincisi ise ekonomik iklimin yarattığı negatif havadır.
Öyle ki sigortalı çalışanların yalnızca %13'ünün örgütlü olduğu, toplu iş sözleşmesinden yararlanma oranının ise %10 civarında olduğu gerçekliği her şeyi anlatıyor.
Türk sendikacılığının son dönemde en büyük örgütlenme başarısı, taşeron işçileri sorununun çözümü yönündeki verilen mücadelenin sonucunda bu alanda gerçekleştirdiği büyük örgütlenmedir.
Sözün burasında bir hakkı teslim etmek için taşeron işçilerinin sendikalı ve kadrolu olmaları konusunda ortaya koyduğu tarihi duruşu sebebiyle, divan başkanımız Sayın Agah KAFKAS'a ülkemiz ve emekçiler adına teşekkür etmek istiyorum.
Yeni yüzyılda öz eleştirilerle kendini yenileme fırsatı bulabilen kurumlar ayakta kalacak, varlıklarını devam ettirebileceklerdir.
Bu durum sendikalar için de böyledir.
Sendika olarak inancımız odur ki bugünün çağdaş sendikası, yeni dinamikleri iyi anlayarak, yeni oluşumları iyi tespit ederek, sağlıklı dönüşüm stratejileri üreten, derinlikli perspektif çalışmaları yaparak sürece doğru katkılar yapan, süreçle birlikte dönüşen ve dönüştüren sendikalar ayakta kalacaktır.
Bu anlamda; endüstri ve sermaye sürekli kendini yenilerken, sendikaların edilgen ve çaresiz pozisyonları kaygı verici boyutlara ulaşmış durumdadır.
Değerli Arkadaşlar
Çağın değişen koşullarına uygun yeni açılımlar kaçınılmazdır.
Sendikalar bu ihtiyacı görerek hem düşünsel, hem de finansal olarak kendilerini yeniden düşünmek ve inşa etmek zorundadır.
An itibariyle, emeğin yaşadığı çözümsüzlük ve güvensizlik anaforundan ancak, daha nitelikli kadrolarla ve yeni sendikal teorilerle çıkabileceğimizi ifade etmek istiyorum.
Sendika, emeğin örgütlü gücüdür.
Sendikacılık ta bir meslek değildir.
Sendika, başka hiç bir kimsenin değil emeğin örgütüdür.
Sendikacılık, sömürünün ve sermayenin önündeki emek barikatının adıdır.
Sendikacılık, hayata emek penceresinden bakanların emek davasının adıdır.
Sendikacılık lafla, afra tafrayla değil, ruhla vicdanla ve akılla yapılan mücadelenin adıdır.
Sendika, para ve güç sahiplerine karşı, her koşulda emekçinin yanında duruyorsa sendikadır.
Bizim ülkemizde sendika tanımı, yanlış yapılıyor.
Ben bunun bilinçli yapıldığını düşünenlerdenim.
Üzülerek ifade ediyorum ki; bugün bizim ülkemizde, ne yaptığını, ne yapacağını ve nasıl yapacağını bilen bir sendikal hareketten söz etmek, mümkün değildir.
Sendikacılığı karlı bir iş olarak formatlayan yapı ve figürlerin adının sendika olması, onların sendika olduğu anlamına gelmez.
Kıymetli Arkadaşlar
Emek hareketinin başarısına engeli dışarda aramayın, ne hazindir ki bize en büyük zararı, içimizdeki bukalemunlar veriyor.
Hepimizin gördüğü gibi sendikal hareket hastadır, ilacı ise sorumluluk bilinci ve örgütlülüktür.
Sevgili arkadaşlar
Emeğin sağlam bir ipe tutunma ihtiyacı, her zamankinden daha fazladır.
Bugün emekçilerin en büyük ihtiyacı, fiziksel değil zihinsel ve duygusal birlikteliktir.
Bu nedenle; haksızlığa direnen, güce boyun eğmeyen bir örgütlülüğü, mutlak olarak gerçekleştirmeye mecburuz.
Artık anlaşılmıştır ki; mevcut konfederal yapılar bu halleriyle emeğe yüktür.
Sınıf bilinci sıfır savruk sendikal anlayışların devre dışına çıkarılması, emek için artık ertelenemeyecek bir zorunluluktur.
Birileri gününü gün etmeye, koltuk korumaya, lüks ve konfora devam etsin; biz doğru olanı yapmaya devam edeceğiz.
Çünkü emek kutsal, emekçi saygıdeğerdir.
Üyelerimizin onuru bizim onurumuzdur.
Emeği istismar edenlerle mücadelemiz bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonrada yükselerek devam edecektir.
Değerli arkadaşlar,
Bugünün dünyasında emeğimizin karşılığını alarak, insan onuruna yaraşır bir hayat yaşamak sadece çalışmakla olmuyor.
Emek aleyhine meydana getirilen bunca negatif parametreyle başa çıkabilmek, ancak bilinçli bir emek örgütlülüğüyle mümkün olacaktır.
Sevgili arkadaşlar,
Geride kalan 4 yıllık dönemde biz bir yandan örgütümüzü büyütme mücadelesi verirken bir yandan da üyelerimize Öz Bürolu olmanın avantaj ve güzelliklerini yaşatma çabasında olduk.
Hepinizin bildiği gibi Biz 2019 yılından bu yana, işkolunda aidatı %50 olan tek sendikayız.
Biz bu %50 aidatla Tüm üyelerimize Ferdi Kaza Sigortası, Tüm üyelerimize Hayat Sigortası, Tüm üyelerimize Check-up hizmeti sunuyor,
Sosyal destek fonumuzla, üyelerimizin Zor anlarında yanında oluyoruz.
Grev fonumuzla emeğin mücadele direncini ayakta tutuyoruz.
6 Şubat depreminde AFAD'a ciddi katkılar yaptık.
8 Mart emekçi kadınlar gününde Gazzeli kadınlara bağışta bulunduk.
Tema Vakfına, Lösemi Vakfına ciddi bağışlar yaptık.
Emek Akademisi'ni kurduk.
Ankara'nın en modern misafirhanesini, üyelerimizin hizmetine sunduk.
Mersin Yeşilovacık'ta denize sıfır bir tesisi satın alarak önümüzdeki dönem için hazırlamaya başladık.
Genel Kurulumuzdan hemen önce, Gazzeli yetim çocuklara sponsor olduk.
Hepiniz biliyorsunuz, sendikamızın bir kararı daha var, işkolundaki diğerleri aldıkları yüksek aidatı bizim seviyemize düşürdüklerinde yani %50'ye indiklerinde, biz aidatı %40 yapacağız.
Sözün burasında; işkolumuzun emekçilerine bir çağrıda bulunmak istiyorum.
Arkadaşlar;
Başkası için değil emeğiniz ve geleceğiniz için daha çok şey kaybetmeden, hepinizi emeğin direnç merkezine, emeğin onur kalesine, Öz Büro İş'e bekliyoruz.
Her zaman söylüyorum; Dostoyevski'nin güzel bir sözü var diyor ki; "Eğer yanlış bir trendeyseniz, yapmanız gereken ilk şey derhâl inmektir. Aksi halde, yol uzadıkça hem geriye dönüş zor olacak, hem de bedeli ağır olacaktır."
Lütfen daha fazla zaman kaybetmeyin.
Gelin ki, daha güçlü olalım, Gelin ki, emek üzerine oynanan oyunları birlikte bozalım.
Gelin ki, emekçiler adına daha büyük projeleri gerçekleştire-bilelim.
Sevgili arkadaşlar,
Sizlerle paylaşmak istediğim diğer önemli bir konu da kamu toplu İş sözleşmeleridir.
Hiç kuşku yok ki Türkiye'de bugün en büyük sorunlardan biri de kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı emek sorunudur.
Sorunun çözümü için sigortalı çalışma teşvik edilmelidir.
Çalışanların, sosyal güvenliğe ilişkin işveren yükümlülükleri konusu yeniden düzenlenmelidir.
Sosyal güvenlik sistemi ile ilgili yeni düzenlemelerin kayıt dışı çalışanların sisteme dâhil edilmesini sağlayacak yeterlilikte olması sağlanmalıdır.
Aslında bu hali ile kayıt dışılık Türkiye'de örgütlenmenin önündeki en önemli engeldir.
Türkiye ekonomisinin halen neredeyse üçte birinin kayıt dışı olduğu düşünülürse, bu ortamda örgütlenmenin çok kolay olacağını beklemek, zaten mümkün değildir.
Özellikle özel sektörde örgütlenmenin, adeta neredeyse patron isterse ye bağlandığı bir durum söz konusudur.
Bütün üyelikler e-Devlet üzerinden yapılmasına ve ilgili tüm veriler dijital olarak ekranda görünmesine rağmen, çoğunluğu sağladığımız özel sektör işyerlerinde Çalışma Bakanlığı 6356 sayılı yasa gereği yetki değil tespit veriyor.
İşverene de diyor ki bu tespiti verdim ama istersen mahkemeye gidebilirsin.
İşveren de mahkemeye gidiyor ve mahkeme 2 ile 2'nin 4 ettiğine 3 senede ancak karar veriyor.
O zamana kadar da işveren istediği tüm operasyonları yapmış oluyor.
Özel sektör çalışanlarının çok zor durumda olduklarını hepimiz biliyoruz.
Özel sektörde milyonlarca emekçi sendikasız ve güvencesiz çalışmak zorunda.
Örgütlenmenin önündeki en büyük engel ne yazık ki yasal mevzuat.
Daha da olumsuz olanı, robotik teknoloji, yeni sektörler ve yapay zekâ başlıklarıyla yaşanan yeni sürece hazırlıksız yakalanmış olmamızdır.
Bu tespitlerden sonra, toplu iş sözleşmeleriyle ilgili şunları söylemek istiyorum,
Sevgili Arkadaşlar
KÇP protokolü başarılı bir toplu iş sözleşmesinin önündeki en büyük engeldir.
Toplu sözleşmeler tepeden inme ve yetkisiz kimselerle değil, sendikalarlala ve açık müzakerelerle imzalanmalıdır.
Toplu iş sözleşmelerini salt ücret maddesine indirgeyen çapsızlığı, asla kabul etmiyoruz.
Şimdilik şu kadarını söyleyeyim ki, toplu iş sözleşmeleri farklı ilişkilerle ve sıkıştırılmış zaman aralıklarında değil, sağlıklı veriler ve rasyonel parametreler doğrultusunda imzalanmalıdır.
Önümüzdeki dönem üzerinde ısrar edeceğimiz en yaşamsal sorunun bu olduğunu, herkesin bilmesini ve kimsenin unutmamasını istiyorum.
Toplu iş sözleşmeleriyle ilgili diğer önemli bir konu da, yüksek hakem kurulu sözleşmeleridir.
Matematikle mantıkla enflasyonla sektörel gerçeklerle ekonomiyle adaletle hiçbir bağını kuramadığımız yüksek hakem sözleşmeleri, işverenleri sevindirmeye işçileri de üzmeye devam ediyor.
Değerli arkadaşlar,
Emeğiyle insan onuruna yaraşır bir hayat mücadelesi veren emekçilerin yüzünü güldürmeye ant içmiş sendikamız, bütün bu olumsuzluklara karşın yükselişini sürdürüyor.
Aramıza bu dönem katılan; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu TÜBİTAK emekçilerini, Orta Doğu Teknik Üniversitesi emekçilerini, T.C. Sayıştay Başkanlığı emekçilerini, Sinop Üniversitesi emekçilerini, Watson Güzellik ve Bakım Ürünleri emekçilerini, Afyon Kocatepe Üniversitesi emekçilerini, HAKMAR Emekçilerini, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi emekçilerini, Munzur Üniversitesi emekçilerini, Çankırı Karatekin Üniversitesi emekçilerini, Amasya Üniversitesi emekçilerini, Bayburt Üniversitesi emekçilerini, Kişisel Verileri Koruma Kurumu emekçilerini, Hem selamlıyor hem de sendikamıza hoş geldiniz diyorum.
Sevgili Arkadaşlar
Sizlerle paylaşmak istediğim bir diğer sorunumuz, üzerimizdeki ağır vergi yüküdür.
Türkiye bugün en zengin yüzde yirmilik kesimin milli gelirin neredeyse, %65'ini, en fakir yüzde yirmilik kesimin ise milli gelirin, yaklaşık %5'ini aldığı, gelir dağılımı en bozuk ve gelir adaletsizliği en yüksek ülkeler arasındadır.
Toplumda gelir düzeyi en düşük %20 ile en yüksek %20 arasında hayat standardı farkının yaklaşık, on beş kata ulaştığı bir fotoğraf aslında, dramatik bir toplumsal fotoğraftır.
Aslında bu fotoğraf toplumsal barış ve dayanışmanın, ortak kader duygusunun, önünde duran en büyük tuzağa işaret etmektedir.
Türkiye'de bugün adaletsiz gelir dağılımı ve bölgeler arası kalkınma farklarının temelinde, piyasa ekonomisini 19. yüzyıl vahşi kapitalizmiyle karıştıran sermaye çevreleri vardır.
Bir yandan ekonomide liberalleşmeyi çağdaş Türkiye'nin ölçüsü kabul edip, aşkla savunurken diğer yandan iş İLO standartlarını önceleyen çalışma hayatına gelince, rekabeti mazeret göstererek çalışma hayatının çağdaşlaşmasını engellemeleri boşuna değildir.
Türkiye'de bugün kayıt dışılığın neredeyse ekonomiye hükmettiği bir ortamda, vahşi kapitalizmi ve kuralsızlığı piyasa ekonomisi olarak tedavülde tutmaya çalışanların, gücünü koruduğu bir iklimde, bu durumun doğal bir sonucu olarak, sigortalı işçi çalıştırmak işi bilmemek, hele sendikalı işçi çalıştırmak ise en hafif tabiriyle saflık sayılmaktadır.
Türkiye'de söz konusu çevrelerin yürüttüğü bir tür piyasa istismarı durdurulmalıdır.
Emeğe saygısızlığı, insana saygısızlığı ve ortak toplumsal varlığımıza saygısızlığı bir piyasa gerçeği gibi yutturmaya çalışan bu çevrelerin, Türkiye'ye maliyeti bugün gerçekten çok ağırdır.
Türkiye artık bugün yukarıda sözü edilen vergi adaletsizliğini, çarpıklığını kaldıramayacak durumdadır.
Acilen piyasa istismarını önleyecek tedbirler alınmalı, yeni ve adil bir vergi düzeni süratle kurulmalıdır.
Kurallara bağlı olmak, adil rekabet koşullarına saygı duymak, insan emeğine ve insan haklarına saygı duymak, onurlu bir yurttaş olmanın Türkiye için bir zaaf değil, güç olduğu gerçeği artık anlaşılmalıdır.
Değerli Arkadaşlar
Çok yazık ki vergi konusu istismar edilen ve üzeri çok uzun yıllardır neredeyse Cumhuriyetin kurulması ile birlikte örtülü kalan bir sorundur.
Matematiğinden daha fazla kimyası problemli bir konudur.
Holdinglerden, servet sahiplerinden, dışarıda parası olanlardan, kilolarca altın sahiplerinden alınması gerektiği kadar verginin niçin alınmadığını anlamak mümkün değildir.
İşte bu nedenle, 27 Nisan tarihinde gerçekleştirdiğimiz Vergi Çalıştayı sorunun çözümüne yönelik adaletli bilimsel ve rasyonel önerileriyle oldukça önemlidir. Sendikamız vergi çalıştayını Kitap haline getirerek tüm ilgililere ulaştırmıştır.
Bu ülkede neden hala ve ısrarla, az kazanandan çok çok kazanandan az vergi alınır anlamış değiliz.
Bordro gerçeğine baktığımızda, vergi yükünün açtığı fay hattı giderek derinleşiyor.
Bu yüzden vergi sorununu sloganik tepkiler yerine rasyonel bir bakış açısıyla ele alma sorumluluğuyla gerçekleştirdiğimiz vergi çalıştayının sonuçlarını kimse görmezlikten gelemez diye düşünüyoruz.
Çok açık söylemek gerekirse; konunun uzmanı akademisyen hocalarımızın ortaya koyduğu tablo, sorunun çözümüne yönelik önermeleri ve paradigma değişikliğine yönelik bilimsel temelli bir çözümdür.
Şimdi hükümetimizden bu sorunun çözümünü bekliyoruz.
Geçinemeyen insandan bu kadar vergi almak, hangi aklın ürünüdür?
Bizim vergi konusundaki yaklaşımımız asla duygusal değildir.
Hatta daha da ilerisi biz olayın matematikten koparılmasından yana da değiliz.
Devleti vergi değil, adalet ayakta tutar.
Zengine muafiyet emekçiye mecburiyet.
Varsıla sefa yoksula cefa.
Faizde para biriktirene neşe keyif rahatlık.
Alın teriyle geçinmeye çalışana, sıkıntı üzüntü zorluk.
Biz birileri gibi af değil, vergide adalet istiyoruz.
Maaştan alınan vergi %15'i geçmemeli diyoruz.
Sözün özü, adalet istiyoruz.
Tekrar söylemek gerekirse:
Vergi zenginden alınır.
Vergi kocaman karlardan alınır.
Vergi servet sahiplerinden alınır.
Geçinemeyenden vergi alınmaz.
İhtiyaca yetmeyen gelirin vergisi olmaz.
Bordrodan bu kadar vergi alınmaz.
Değerli Arkadaşlar,
Sözlerimi tamamlarken ülkemizin ve dünyanın içinde bulunduğu sürece ilişkin çok kısa bir iki şey söylemek istiyorum.
Küresel kapitalizm şekil ve renk değiştirerek dünyayı sömürmeye, insanları köleleştirmeye pervasızca devam ediyor.
Renkli, cicili, albenili dijital aparatlarla köleleştirilen halklar (paradoksa bakın ki) ne köle olduklarının farkındalar ne de kimin kölesi olduğundan haberleri var.
Artık anlaşılmıştır ki; Avrupa'nın ABD'nin Çin'in Hint'in Rus'un dünyaya vereceği tek şey acı gözyaşı sömürü ve ölümdür.
Sendika olarak devletimizin küresel güç odaklarıyla mücadelesinin hep yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz.
Biz inanıyoruz ki dünyayı içine düştüğü bu krizden Türkiye kurtaracaktır.
Zaman dünya halklarının ayağa kalkma zamanıdır.
Küresel sömürü ve katliam şebekeleriyle hesaplaşma zamanıdır.
Hakkın ve adaletin egemen olduğu bir dünya düzeni, ancak devrimci bir ruhla gerçekleşecektir.
Türkiye bugün geldiği toplumsal gelişme ve siyasal olgunluk düzeyi ile hukukun üstünlüğüne dayanan bir toplumsal sözleşme, nitelikli, demokratik bir anayasayı sonuna kadar hak etmektedir.
Darbelerin gölgesinde ve darbecilerin güdümünde hazırlanmış anayasalarla artık Türkiye bir yere gidemez.
Türkiye bugünkü gelişme çizgisi ve 1920 ruhu ile evrensel hukuk değerlerini bütünleştirerek, millet egemenliğine dayanan bir demokratik anayasayı yapabilecek olgunluktadır.
Toplumla barışan siyasetin ve devletin, bölgesiyle de barışarak, dünyada daha etkili bir pozisyon alması kaçınılmazdır.
1980 darbesinin izlerini ve ruhunu taşıyan bir anayasa Türkiye ye büyük haksızlıktır.
Sevgili Arkadaşlar
Türkiye, terörü bitirdi.
Hiçbir ihanetin cezasız kalmadığı günlerden geçiyoruz.
Devletimiz iç ve dış ihanet odaklarına rağmen güçleniyor.
Bu bağlamda ülkemizin bütün siyasi partilerini, bütün STK'larını bütün üniversitelerini bütün aydınlarını bütün sanatçılarını ve tüm milletimizi vatan ortak paydasında, ay yıldızlı bayrak altında birlik olmaya davet ediyoruz.
Sözlerimi bitirirken kamuda giderek tırmandırılan işçi-memur mukayese ve ayrımını yapanların ve buna taraf olanların, ülkemiz kurumlarımız ve emeğimiz adına, yanlış yolda olduklarını belirtmek istiyorum.
Üretime hizmete verimliliğe, kaliteye, hiçbir katkısı olmayan bu kategorik ayrıştırmayı, son derece kaba, yakışıksız ve ilkel bulduğumuzu özellikle belirtmek istiyorum.
İşçi memurdan fazla maaş alamazmış. NİYE?
İşçi zinhar yönetici olamazmış. NEDEN?
Bu kompleksli yaklaşımın bilgiyle, yetenekle, liyakatle, tecrübeyle bir ilgisinin olmadığının altını çizerek vurgulamak istiyorum.
Kamuda yüzbinlerce işçi an itibariyle yanlış meslek kodu üzerinde çalışmaya maalesef devam ediyor.
Ve olanda çalışana oluyor.
Arkadaş temizlikçi, ancak şoförlük yapıyor.
Kaza yaptığında da kimse sahip çıkamıyor.
Diğer bir örnek AB Başkanlığı'nda: bizim Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği Sekreteryasında çalışan üyelerimiz var.
Lisans mezunu, doktoralı, dil biliyor, Avrupa'daki partnerleriyle yazışıyor ama kadrosu hala temizlik.
Güvenlik görevlisi arkadaşlarımız sürekli sertifika yenilemek zorunda. NEDEN?
Çakılı kadro denilen şey hayatın doğal akışına aykırılığına rağmen hala devam ediyor.
Küçük bir örnek vermek istiyorum.
Cihangir Emre KÜÇÜKER 6 Şubat depreminde Malatya'da Annesini babasını kardeşini kaybediyor.
Psikolojisi bozulduğu için Malatya'da çalıştığı kurumdan Manisa'ya gönderiliyor.
Süre doldu gerekçesiyle yeniden Malatya'ya çağırılıyor, psikolojisi kaldıramıyor ve sonrası belli
Kim verecek bunun hesabını?
Böyle dramatik onlarca yaşanmışlıklar var hafızamızda.
Yine iş kazalarında çok insan kaybeden ülkeyiz.
Özellikle özel sektör işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri maaliyet gerekçesiyle yeterince alınmadığı için kayıplar artmaktadır.
Biz sorumlulardan başsağlığı mesajı yerine konuyla ilgili ağır ekonomik yaptırımlar ve yasal düzenlemeler bekliyoruz ki; insanlar ölmesin.
Diğer başka bir sorun; 2027 yılı geldi
2027 kamuda sözleşme yılı
Tüm çalışanlar tedirgin ve endişeli:
Toplu sözleşmeler acaba yine aylarca sürecek mi diye?
Paramız yine pul olacak mı diye?
Psikolojimiz yine bozulacak mı diye?
Toplu sözleşmelerin aylarca sürmesinin hiçbir makul ve anlaşılır gerekçesi yok.
Değerli Arkadaşlar
Sendika olarak bizim bu konudaki önerimiz toplu iş sözleşmelerinin sendikalar tarafından zamanında imzalanmasıdır.
Kamuda örgütlü sendikaların geciken aylar için aidat almamalarıdır.
Böyle yapılması halinde hiç endişeniz olmasın toplu iş sözleşmeleri 8 ayda değil 8 günde bitecektir.
Bu vesileyle sendikamızın 5. Olağan Genel Kuruluna başarılar diliyorum.
Hatırladığım güzel bir söz var: kötülükleri bitiremeyiz belki ama iyilikleri çoğaltabiliriz.
Öz Büro İş, yeni dönemde de bu ruhla çalışmalarını sürdürecektir.
Geride kalan dört yılda yüksek bir sorumluluk duygusuyla hizmet üreten sendikamızın bütün emekçilerine bir kez daha şükranlarımı tekrarlamak istiyorum. Emeğin diriltici ve dönüştürücü ruhundan güç alarak önümüzdeki dönemde sendikamızı nicel anlamda da Türkiye'nin en büyük sendikası yapma hedefini hep birlikte gerçekleştireceğimize olan inancımızı bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Genel Kurulda alacağımız kararların, üyelerimiz başta olmak üzere sendikamıza ve emek hareketine hayırlı olmasını diliyor, tüm teşkilat birimlerimizi ve 5. Olağan Genel Kurulumuzu sevgiyle selamlıyorum.
İNADINA İNSAN
İNADINA İSYAN
İNADINA MÜCADELE
İNADINA DİRENİŞ
YAŞASIN VATAN
YAŞASIN EMEK
YAŞASIN, ÖZ BÜRO İŞ” diyerek sözlerini tamamladı.
Öz Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Devlet Sert: “2018 Tarihi Bizim İçin Bir Milattır”
Genel Kurulumuzda konuşan Öz Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Devlet Sert, HAK-İŞ'in taşeron işçilerin sendikal örgütlenmesinde yürüttüğü mücadeleyi değerlendirdi. Sert, taşeron işçilerin sendikalı olmasının önünde ciddi engeller bulunduğu dönemde HAK-İŞ'e bağlı sendikaların sahada görev üstlendiğini belirtti.
“Taşeronluk mücadelesi zor bir süreç. O dönemde HAK-İŞ ve HAK-İŞ'e bağlı sendikalarımızın sahada olması, 400 binin üzerinde taşeron emekçisini sendikalı yapması güzel bir adımdı.” Kadro düzenlemesini tarihî bir gelişme olarak nitelendiren Sert, “2018 tarihi bizim için bir milattır” dedi. Sert, kadroya geçiş sürecindeki iradesi nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür etti. HAK-İŞ'e bağlı sendikaların büyümesinin konfederasyonun genel gücünü artıracağını belirten Sert, şu ifadeleri kullandı: “Öz Sağlık-İş'in büyümesi HAK-İŞ'in büyümesi, Öz Büro İş'in büyümesi HAK-İŞ'in büyümesi demektir.”
“Kamu Çerçeve Protokolüne Kökten Çözüm Bulunmalı”
Öz Sağlık- İş Sendikası Genel Başkanı Devlet Sert, kamu toplu iş sözleşmelerindeki sorunların çözümü için sendikalar ve konfederasyonların ortak hareket etmesi gerektiğini belirtti. “Kökten bir çözüm bulunacak. Bütün konfederasyonlar bu işe el atacak, sendikalar el atacak.” Yeni teknolojilerin sendikacılığı değiştirdiğini ifade eden Sert, “Eski kalıplardan sıyrılmazsak olduğumuz yerde sayarız.”sözleriyle dönüşüm çağrısında bulundu.
Agâh Kafkas: “HAK-İŞ Bir Haysiyet Mücadelesinin Adıdır”
Genel Kurulumuzun divan başkanlığını yürüten siyasetçi ve sendikacı Agâh Kafkas, sendikal hareketin tarihine ve emek mücadelesinin toplumsal önemine dikkat çekti. Kafkas, sendikacılığın insan hayatına doğrudan dokunan bir mücadele olduğunu vurguladı. Genel kurulda verilen birlik ve beraberlik mesajlarından duyduğu memnuniyeti dile getiren Kafkas, HAK-İŞ çatısı altındaki sendikaların ortak hareket etmesinin önemine işaret etti.
Öz İplik İş Sendikası Genel Başkanı Rafi Ay: “50 Bin Üye İnşallah 500 Bin Olacak”
Öz İplik-İş Sendikası Genel Başkanı Rafi Ay, Baki Gülbaba ile yıllar önce Tekirdağ'da başlattıkları taşeron işçilerin örgütlenme çalışmalarını hatırlattı. “İlk taşeron örgütlenmesinde Baki Bey'le ben ve ekibim orada ilk mücadeleyi başlattık. O mücadele ilk kıvılcımdı. Bugün bunun büyük bir aleve döndüğünü görüyorum.” Öz Büro İş'in üye sayısının daha da artacağına inandığını belirten Ay, “50 bin, inşallah 500 bin olacak.”dedi. Özel sektörde örgütlenmenin zorluklarına dikkat çeken Ay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz sendikayız, biz sendikacıyız. Her zaman mücadele edeceğiz. Bana göre emeğin abisi de hamisi de mücadeledir.”
Öz İletişim-İş Sendikası Genel Başkanı Av. Semih Aydıner: “Sözleşme Farklarının Yattığı Gün Bir Üyemiz Vefat Etti”
Öz İletişim-İş Sendikası Genel Başkanı Av. Semih Aydıner, toplu iş sözleşmelerinin gecikmesinin çalışanlar açısından doğurduğu sorunları anlattı. Bir üyelerinin aylarca toplu sözleşme farklarını beklediğini aktaran Aydıner, şu ifadeleri kullandı:
“Sözleşme imzalanıp farkların yattığı gün bir tane üyemiz vefat etti. Dokuz ay boyunca adam bu parayı almak için bekledi.” Toplu sözleşme süreçlerinin hızlandırılması gerektiğini vurgulayan Aydıner, çağrı merkezlerinde işkolu sınıflandırmaları nedeniyle yaşanan örgütlenme sorunlarına da değindi. HAK-İŞ bünyesindeki dayanışmanın önemini anlatan Aydıner, “HAK-İŞ bir anahtar. Biz bir işyerine girmek için o anahtarı kullanıyoruz.”dedi. Aydıner, Genel Balkanımız Baki GÜLBABA için de “Başkanınız gerçekten iyi bir sendikacı. Başkanınıza sahip çıkın, arkasında sımsıkı, çelik gibi durun.”ifadelerini kullandı.
Öz Güven-Sen Sendikası Genel Başkanı Ömer Yılmaz'dan HAK-İŞ Camiasına Kutlama
Öz Güven-Sen Sendikası Genel Başkanı Ömer Yılmaz, Taşeron işçilerin kadroya geçişine ilişkin düzenlemelerin sendikalara etkisine de değinen Yılmaz, genel kurulun HAK-İŞ camiasına hayırlı olmasını diledi.
Öz Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Ramazan Gülpolat: “İyi Ki Tanımışım, İyi Ki Beraber Yol Almışız”
Öz Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Ramazan Gülpolat, Genel Başkanımız ile 2004 yılına dayanan çalışma arkadaşlığını anlattı. İlk toplu iş sözleşmesi süreçlerinden birini Genel Başkanımız ile birlikte yürüttüğünü söyleyen Gülpolat, “İyi ki tanımışım, iyi ki beraber yol almışız. İyi ki bizim büyüğümüz olmuş, iyi ki başkanımız olmuş.”dedi. Gülpolat, Genel Başkanımızın 22 yıllık sendikal mücadelesine dikkat çekerek yeni çalışma döneminde başarılar diledi.
Öz Finans-İş Sendikası Genel Başkanı Ahmet Eroğlu: “Bu Hayat Bir Ezan ile Bir Sela Arasında Geçen Süre”
Öz Finans-İş Sendikası Genel Başkanı Ahmet Eroğlu, konuşmasında sendikal sorumluluk ve hesap verebilirlik üzerinde durdu. İnsan hayatının geçiciliğine değinen Eroğlu, “Bu hayat, bir ezan ve bir sela arasında geçen süre.”sözlerini kullandı. Eroğlu, insanın hayatı boyunca yaptıklarını bir deftere yazmaya benzeterek sendikacılığın da vicdan ve sorumluluk bilinciyle yürütülmesi gerektiğini anlattı. Genel kurulların yöneticiler açısından hesap verme niteliği taşıdığını belirten Eroğlu, Genel Başkanımız ve Yönetim Kurulumuz için delegelere şu soruları yöneltti: “Ben şimdi soruyorum, Baki Bey ve ekibini nasıl bilirdiniz? Hakkınızı helal eder misiniz?”
Öz Çelik-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Bayram Altun: “İyi Olmak Kolaydır, Zor Olan Adil Olmaktır”
Öz Çelik-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Bayram Altun, konuşmasında adalet, iyilik ve umut kavramlarını öne çıkardı. Sezai Karakoç'un “Kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz.”sözünü hatırlatan Altun, Victor Hugo'ya atfedilen “İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.”ifadesine de yer verdi. Altun, sendikal mücadelede adaletin ve dayanışmanın korunmasının önemine işaret ederek sendikamızın yeni döneminin hayırlı olmasını diledi.
OLEYİS Sendikasi Genel Başkanı Mehmet Keskin: “Yalan Konuşmayacağız, Doğruları Savunacağız”
OLEYİS Sendikası Genel Başkanı Mehmet Keskin, sendikal faaliyetlerde dürüstlük ve temsilcilik sorumluluğuna dikkat çekti. “Biz yalan konuşmayacağız, doğruları söyleyeceğiz, doğruları savunacağız.” İşyeri sendika temsilcilerinin çalışanlarla doğrudan iletişim kurduğunu belirten Keskin, temsilcilerin toplu iş sözleşmesi hükümlerine hâkim olması gerektiğini ifade etti. “Bizlerin toplu iş sözleşmelerine hâkim olması gerekmekte.” Keskin, üyelerin çalışma koşulları ve sözleşme haklarıyla ilgili sorularını cevaplamanın temsilcilerin temel görevleri arasında bulunduğunu belirtti. Genel Başkanımız ile taşeron işçilerin örgütlenmesi sırasında yürüttükleri ortak çalışmaları da hatırlatan Keskin, HAK-İŞ'e bağlı sendikaların birbirlerini desteklemesi gerektiğini vurguladı.
Medya-İş Sendikası Genel Başkanı Sezai Ballı: “Emeğin Kazandığı Yerde Teşekkür Etmek Gerekir”
Medya-İş Sendikası Genel Başkanı Sezai Ballı, taşeron işçilerin kadroya geçişi sonrasında sendikaların üye yapılarında yaşanan değişiklikleri değerlendirdi. “Emeğin kazandığı yerde, işçinin kazandığı yerde, hakkın kazandığı yerde teşekkür etmek gerekir.” İfadelerini kullandı.
Liman-İş Sendikası Genel Başkanı Önder Avcı: “Savaşlara Hizmet Etmeyeceğiz, Filistin'e Silah Taşımayacağız”
Liman-İş Sendikası Genel Başkanı Önder Avcı, Gazze'de yaşanan gelişmeler ve uluslararası liman işçilerinin dayanışma faaliyetleri hakkında konuştu. “Savaşlara hizmet etmeyeceğiz, Filistin'e silah taşımayacağız.”
Türkiye ve Yunanistan'daki sendikaların ortak eylemlerine değinen Avcı, Filistin halkıyla dayanışma amacıyla yürütülen çalışmaların farklı ülkelere yayıldığını belirtti. Avcı, dayanışma hareketinin altı ülkede yaklaşık 40 limana ulaştığını ifade ederek 30 Ekim için yeni bir iş durdurma eylemi planlandığını açıkladı. Sendikal mücadelede kararlılığın önemine dikkat çeken Avcı, “Kaybettiğinizde değil, vazgeçtiğinizde yenilirsiniz.” sözlerini kullandı.
Öz Maden İş Sendikası Genel Başkanı Fahrettin Kütükçü: “Bu Kongreler Helalleşme ve Hesaplaşma Yerleridir”
Öz Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Fahrettin Kütükçü, sendika genel kurullarının yöneticiler açısından taşıdığı sorumluluk üzerinde durdu. “Bu kongreler helalleşme yerleridir, hesaplaşma yerleridir. Buraya geldiğimizde geçmiş dört yılın hesabı yapılır, yapılan çalışmalar anlatılır.”
Kütükçü, sendika yöneticilerinin geride kalan dönemde yaptıkları çalışmaları delegelere sunmaları ve yeni dönem için üyelerinin takdirine başvurmaları gerektiğini söyledi.
İYİ Parti Sendikalardan Soumlu Başkan Yardımcısı Kemal Girgin: “Güçlü Sendikalar Güçlü Türkiye Demektir”
İYİ Parti Sendikalardan Sorumlu Başkan Yardımcısı Kemal Girgin, genel kurulda çalışma hayatında adalet, örgütlenme özgürlüğü ve sendikal haklara ilişkin açıklamalarda bulundu.
Güçlü çalışanların ve güçlü sendikaların ülkenin geleceği açısından önem taşıdığını belirten Girgin, işçi ve işveren arasındaki güç dengesinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
10-11 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilen emek çalıştayına değinen Girgin, çalışma hayatındaki sorunları bir futbol sahasındaki eşitsiz koşullara benzetti.
Girgin, yasal düzenlemelerde işçiler aleyhine olduğunu düşündükleri eşitsizliklerin giderilmesi için çağrıda bulundu. İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu'nun selamlarını ileten Girgin, sendikalarla diyalog ve ortak çözüm arayışlarının sürdürüleceğini belirtti.
SEÇİMİN ARDINDAN GENEL BAŞKANIMIZIN ZAFER KONUŞMASI
Sendikamızın 5. Olağan Genel Kurulunda gerçekleştirilen seçimlerde tek listeyle seçime gidildi. Genel Başkanımız Baki GÜLBABA, seçimlerin ardından kürsüye çıkarak delegelerimize ve üyelerimize hitap etti.
Seçime katılan listenin seçildiğini açıklayan Genel Başkanımız, yeni dönemde görev üstlenecek Yönetim Kurulumuza başarılar diledi.
Genel kurulun yalnızca bir seçim değil, sendikamızın geleceğine yön veren bir buluşma olduğunu vurgulayan Genel Başkanımız, sendikal mücadelenin kişilerden ve görevlerden daha önemli olduğunu ifade etti. “Bizim için makamların, unvanların, koltukların hiç ama hiçbir önemi yok.”
Yönetim organlarında görev alanlarla diğer üyeler arasında ayrım yapmadıklarını belirten Genel Başkanımız, sendikamızın 50 bin kişilik bir emek ailesi olduğunu söyledi. “Biz büyük bir emek ailesiyiz.” İfadelerini kullandı.
Genel Başkanımız, sendikamızın dört yıllık çalışma döneminde yürütülen faaliyetler için Genel Yönetim Kurulumuza, şube başkanlarımıza, temsilcilerimize ve tüm genel Merkez çalışanlarına teşekkür etti. Genel Başkanımız sözlerini “Emek bizim, hak bizim, yarınlar bizim. Yarınlar sizin olsun, gününüz kutlu olsun, geleceğiniz aydınlık olsun.” diyerek bitirdi.
Genel Kurulumuza; HAK-İŞ Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Öz Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Devlet SERT, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Kemal GİRGİN, Öz Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Ramazan GÜLPOLAT, Öz İplik-İş Sendikası Genel Başkanı Rafi AY, Öz Güven-Sen Sendikası Genel Başkanı Ömer YILMAZ, Öz Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Fahrettin KÜTÜKÇÜ, Oleyis Sendikası Genel Başkanı Mehmet KESKİN, Öz İletişim-İş Sendikası Genel Başkanı Semih AYDİNER, Liman-İş Sendikası Genel Başkanı Önder AVCI, Öz Finans-İş Sendikası Genel Başkanı Ahmet EROĞLU ve Medya-İş Sendikası Genel Başkanı Sezai BALLI katıldı.
Genel Kurulumuzda ayrıca; TÜBİTAK Genel Sekreter Yardımcısı Sn. Tuncay ULUSAN, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Toplu İş İlişkileri Daire Başkanı Sn. Fahri DENİZ, Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Sn. Prof. Dr. Aydın BAŞBUĞ, Vatan Partisi Ankara İl Başkanı Sn. Utku REYHAN, Vatan Partisi İşçi Sendika Bürosu Başkanı Sn. Hüseyin KARANLIK ve Gazeteci-YAZAR Sn. Fehmi ÇALMUK yer aldı.
Öz Çelik-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcıları Sn. Bayram ALTUN ve Sn. Ahmet ÇOLAK, Öz Finans-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Sn. Birgül DEĞER, Öz Güven-Sen Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Sn. Murat ÜNAL, Öz Sağlık-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Sn. Av. Muhammet Esat EYVAZ, Öz İplik-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Sn. Muzaffer BİRDOĞAN, Öz Gıda-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Sn. Sultan Murat KARADAĞ ve Genel Sekreteri Sn. Tufan ACAR da Genel Kurulumuza katıldı.
Genel Kurulumuz aile fotoğrafımızın çekimiyle tamamlandı.